Sevinçten sanki
göklere uçuyordum. İşte bu dedim...bu...Bende
doktor olmuştum. Başarmıştım. Benim doktor
olanlardan neyim eksikti ki?
Sıra başarımın etrafa duyurulmasına gelmişti. Bu
görevi de annem ve babam kolaylıkla üstlenmiş ve
kazandı haberini bir yada en geç iki gün
içerisinde en distaldeki gerekli gereksiz
kişilere duyurmuştu. Artık herkes falancanın
oğlu tıp'ı kazanmış diyordu. Müthiş bir gurur
yaşıyordum. Haklı bir gurur.
Bekle beni insanlık!.Bekle beni hastalıklar!.
Artık görün doktor neymiş, nasıl doktor
olunurmuş ve hastalıklar nasıl tedavi
edilirmiş...Fakültem bugüne kadar böyle bir
öğrenci görmüş mü?...Bekleyin...
Derken yazın gizemli havası ve rüya gibi 2 ay
geçmiş ve fakültemin yolunu tutmuştum. Fakülteye
ilk adım attığımda da hala akıllanmamıştım...
Dekanda kim
oluyor...
Hocalarda
kim oluyor...
En büyük
doktor geldi...
Savulun...Çabuk kaydımı yapın...
Kırmadılar beni,
kaydımı yaptılar. Başlattılar beni 1.sınıfa.
Artık bundan sonra sayısını hatırlayamayacağım
darbelerin ilkini, daha 1.sınıfken daha körpe
bir bedenken yaşattılar bana. Nerde hasta?,
nerde steteskop? nerde beyaz önlük? haniler?
nerde hayallerim?
Allahdan haftada iki gün yaptığımız anatomi
paratikleri imdadıma yetişiyordu da o sayede
önlük giyip fakülte bahçesinde gururlu bir
şekilde geziyor, yer soranlara büyük bir iştah
ve hazla gideceği yerleri tarif ediyordum.
Derken 1.sınıfı tamamlamıştım. Yine mutluydum
yine gururluydum. Memleketime biran önce
ulaşmalı ve insanların içine karışmalıydım. Ve
onlara artık doktor olduğumu hissettirmeliydim.
Galiba kısa sürede de kolaylıkla hissettirmeyi
başardım. Artık herkes bana ''doktor''
diye hitap etmeye başlamıştı. O kadar keyif bir
hitap şekliydi ki galiba hayatımda doktor
kelimesinin en anlamlı ve en içten olduğu
yılları yaşıyordum.
Komşumuz emine
teyze, ilçemizdeki doktorun yazdığı romatizma
ilacını bana soruyor, fatma halam da artık
tansiyonlarını bana ölçtürüyordu. Sistolun ve
diyastolun anlamını bilmiyor onlara bende büyük
ve küçük tansiyon diyordum. Ama fatma halamda
büyük ve küçük tansiyon diyordu. Terminolojimiz
aynıydı. Yani anlaşıyorduk. İkindi çaylarının ve
akşam misafirlerinin vazgeçilmez tansiyon
ölçücüsü olmuştum...Ama mutluydum yaaa...hem de
çok..
Derken yıllar geçmiş ve kliniklere ulaşmıştım.
Artık devamlı önlük giyiyor ve önlüğün üstünde,
törenle satın aldığım ve özenle taşıdığım
stetoskopum duruyordu. Rengi siyahtı. Ve
çoğu kişide bulunan gri renkli stetoskoptan
kolaylıkla ayırdediliyordu. Her ne kadar
stetoskopumla hiç üfürüm duyamasam da, hiç ral
duyamasam da hummalı bir şekilde hastayı muayene
eder, elimi sırtına koyup 40-41 diye saydırır,
kalbi dört odaktan, karnı dört kadrandan en az
birer dakika dinlediğim günler geçiriyordum.
Vizitlerde önce hoca dinler sonra sırayla bize
dinletir ve duydunuz mu? diye sorduğunda cevabım
hiçbir şey duymadığım halde hep evet olurdu.
Duymasam da stetoskopumun yeri hep aynıydı.
Boynumdan sarkar dururdu ve yıllarca da öylece
durdu orda. Onu taşımaktan hiç bıkmadım,
usanmadım...yılmadım...
Önlüğüm, stetoskopum derken dilimizde yavaş
yavaş tıbbi terimlere dönmeye başlamıştı.
Koledokolityazis, gastrojejunostomi,
enterohepatik sirkülasyon, ankilozan spondilit...
Bu ve buna benzer tıbbi terimleri keyifle
öğrenir ve arkadaş sohbetlerimizde de mümkün
mertebe telaffuz etmeye özen gösterirdik. Tıbbi
terimleri henüz öğrenmeye başladığımız bu
dönemde yeni bir terim daha öğrenmiştim. Bundan
sonraki dekadlarımı yakından ilgilendirecek
birşeydi o...TUS diye birşey...
Ne idi bu TUS? Herşey güllük gülistanlık
giderken nereden çıkmıştı?Anlaşılan kazın ayağı
hiçte öyle değildi. Herşey böyle güzel
gitmemeliydi. Bir yer de bir sakatlık vardı ama
ne? İnsanlar çay sohbetlerinde, yemek sırasında
ve vizit aralarında TUS diye birşey
sayıklayıp duruyor ve onun için çok önemli bir
sınav diyorlardı. Annem bile sınavı duymuş ve
adını benden daha iyi telaffuz eder hale
gelmişti.
Asistanlarda arada bir TUS'a çalışıyor musunuz?
Şimdiden başlayın gibi abuk subuk laflar
ediyorlar ve daha yeni ÖYS gibi bir
sınavdan başarıyla çıkmış körpe bedenimin
fizyolojisini ve kimyasını allak bullak
ediyorlardı. Ne yani yine bir sınav mı var. Ben
yeni ÖYS kazanmıştım ama. Türkiye'nin en iyi
doktoruydum hani... ne sınavıydı bu şimdi durup
dururken...
Derken kendimi sınavın içerisinde buluvermiştim.
Gecemle gündüzümün karıştığı, artık doktor diye
hitap ettiklerinde mutlaka bir hastanın
gaytasını taşıttıracaklarını düşündüğüm,
tansiyon ölçmekten nefret ettiğim günler gelmiş
çatmıştı. Bu dönemde o şehir efsanesi gitmiş
yerine; düşünemeyen, soru soramayan, sorduğunda
fırça yiyen eğitimli sıkı bir portör, cerrahi
asistanına çay taşıyan bir garson, acildeki
onbaşının acıyarak baktığı bir varlık,
hemşirenin azarladığı indirgenmiş sahipsiz bir
yaratık gelmişti.
Bu şartlar altında ilk kez adını ''TUS diye
birşey'' diye öğrendiğim sınava
hazırlanıyordum. Ve hep başarılarla dolu, hep
çıkışlarla dolu olan hayatımda ilk kez gözümün
önünde inişler oluyor ve ben bunları
engelleyemiyordum. İlk kez bu kadar dramatik ve
trajik bir durumla karşılaşmıştım. Arkadaşlarıma
baktım onlardan da hayır yoktu. Kimse benden
farklı değildi. Artık ''benim oğlum doktor
olacak'' diye övünen annem ve babam doktor
olacağımı unutmuş ve adım başı bana TUS'u
mutlaka kazanmam gerektiğini söyler durur
olmuşlardı. Son ve önemli bir kale de böylece
düşmüştü. Galiba köprüden önce son çıkışı
kaçırmıştım...Artık stres, sıkıntı ve heyecan
bundan sonra hayatımın bir parçası olacaktı
galiba...
Günler hızla geçmiş ve sınava girmiştim.
Birincide olmadı belki ama ikinci TUS'da
istediğim yer olan İstanbul Tıp Fakültesi İç
Hastalıkları'nı kazanmıştım...
Kazandım kazanmasına ama... Herşeyin yeni
başladığını ve daha acımasız olduğunu farketmem
pek uzun sürmemişti....
...
Bu sadece
benim hikayem mi?
Hayır değil!
Bu benim,
senin hikayen...her tıp'lının hikayesidir..
Ben şimdi ne mi
yapıyorum? Bir zamanlar sadece kendi sınavımın
derdini, sıkıntısını, tasasını, sevincini
yaşıyorken şimdi bizimle birlikte TUSDATA
çatısı altında olan tüm arkadaşlarımın,
meslektaşlarımın derdini, sıkıntısını, tasasını
ve sevincini paylaşıyorum... Eskiden sadece
kendi girdiğim sınavın sonucunu heyecanla
beklerken, şimdi TUSDATA'nın herbir gönüldaşının
sonucunu beklemeye başladım. Unutmayın
üzüldüğünüzde de sevindiğinizde de belki
yanınızda belki sizden 1000 km uzaklıkta birisi
de sizin duygularınızı paylaşıyor.
Belki inanmazsınız
ama...Sizden daha çok...