NEREYE GİDİYORUZ
Sevgili arkadaşlar,
geçenlerde konsültasyon
amacıyla
değerlendirdiğim bir
bayan hasta ile ilgili
hissettiklerimle ilgili
deneyimlerimi paylaşmak
istiyorum.
34 yaşında , evli, 1
çocuklu hasta baş ağrısı
yakınması ile bir eğitim
hastanesine başvuruyor.
Hastayı değerlendiren
hekim arkadaşımız hemen
baş ağrısı yakınması
nedeniyle hastadan
kranyal MRI istiyor.
Çekilen MRI sonucu
normal olarak gelmesi
üzerine hastaya EEG
öneriliyor, ve bu arada
yakınmalarının
premenstrüel ilişkisi
sorgulanmak amacıyla bir
kadın hastalıkları ve
doğum uzmanına muayene
olması öneriliyor.
Çocuğunu doğurttuğum ve
çok uzun süredir takip
ettiğim için hasta
elinde MRI sonucu ve
konsültasyon kağıdı ile
bana muayeneye geldi.
Anamnezini alırken
hastanın farkında
olmadan bana “yahu kimse
bana bunları sormamıştı,
başım ağrıyor der demez
MR istem kağıdını elime
tutuşturdular. Yaklaşık
20 gün sonraya verilen
randevunun gelmesini baş
ağrımla birlikte
bekledim. Ve inanın
doktor bey sonuç normal
çıkınca çok bozuldum.
sebep bulunamadı diye.”
demesiyle irkildim.
Hastayı muayene etmeden
önce Kan basıncını
ölçtüm, 150/110 mmHg
idi. Muayene olacağı
için gerilmiştir diye
düşünüp muayene sonrası
tekrarladım ve bu kez
140/110 mmHg ölçtüm.
Bunun üzerine hastayı 1
hafta TA takibine
aldığımda hastanın 1
hafta boyunca ölçülen
değerlerinin en düşük
140/90 mmHg , en yüksek
160/120 mmHg
dolaylarında
seyrettiğini gördüm.
Hastaya kardiyoloji
antihipertansif tedavi
başladı ve tüm
yakınmaları düzeldi.
Sevgili hekim
dostlarım., 16 yıllık
devlet hizmeti
sonrasında sağlık
hizmetlerinde devrim
olarak lanse edilen
değişikliklerin
uygulamaya girmesiyle
birlikte, yani bir başka
deyişle post modern
düşünce tarzının
sağlıkta da ne yazık
ki uygulamaya
girmesiyle birlikte
devlet hizmetinden
ayrıldım. Beni bu karara
iten şey gerek hastane
yönetiminden gerekse de
sağlık yöneticilerinden
sık sık aynı tekerlemeyi
duymak olmuştu. “Artık
hastaneler birer ticari
işletmedir. Her hasta
bir müşteridir.”
Hasta ve Müşteri
kavramlarını yaklaşık 15
yıldır muayenehane
işletmeme rağmen hala
bir arada aynı tümcede
kullanmaya alışık
değilim. Post modern
düşüncede her şeyin bir
ederi vardır ve her şey
o eder kadar
kıymetlidir. Hiçbir etik
değer yoktur.
Doğal olarak her hasta
bir müşteridir, her
hastane bir işletmedir
(bakınız sağlıkta
dönüşüm programı )
yargısını doğru kabul
ettiğiniz zaman, her
hasta ederi kadar
kıymetlidir sonucuna
varıyorsunuz. Hal böyle
olunca da başı ağrıyan
hastayı muayeneye etmeye
gerek duymadan, kan
basıncını ölçmeden , o
hastanın ederini
arttırmak için direk MRI
isteyebiliyorsunuz. Gene
aynı yargıdan hareketle,
her hastanın ederini
arttırmak, ondan elde
edilebilecek nemayı da
arttırmak için koruyucu
sağlık hizmetleri,
tarama programları
değerini bir anda
yitiriyor ve içi
boşalmış kavramlar
haline geliveriyor.
Değerli Hekim dostlarım,
yaşadığımız bu süreçte,
her ne koşul altında
olursa olsun, hastanın
müşteri değil bizim
bilgi ve tecrübemize
ihtiyaç duyan, sağlık
problemi olan bir İNSAN
olduğunu unutmayalım.
Hastanın gözüne
bakmadan, hastayı
dinlemeden, onun elini
tutmadan, hastaya
dokunmadan, muayene
etmeden doktorculuk
oynamayalım.
Şu an yürürlükteki
sağlık düzeninde ortaya
çıkan, hekimlerin özlük
haklarındaki kayıplar,
malpraktis davaları gibi
olumsuz sonuçlarda,
suçlanacak en son şey
HASTALARDIR. Üstün
Dökmen ‘ in dediği gibi
“bu dünyanın
kurbanlarını suçlamak
adil olmayan bir
davranıştır. Dünyadaki
adaletsizliklere katkıda
bulunmayın”.
Hepimizin sevdası iyi
hekim olmaksa, iyi hekim
olmanın ön şartı
İYİ İNSAN OLMAKTIR.
Sevgi ve aydınlıkla
kalın.
Doç. Dr. Kemal GÖL